*

*

*

!!! BU BLOGDA KPSS'YLE ALAKALI SORULARA YANIT VERİLMEMEKTEDİR.

01 Haziran 2009

2009 SBS HAKKINDA BAKAN ÇUBUKÇU'NUN AÇIKLAMALARI


SBS'de 12 Tercih Yapılacak


01 Haziran 2009

Her öğretim yılında alınacak öğrenci kontenjanlarının aynı olmasına özen gösterilecek.

Milli Eğitim bakanı Çubukçu genelge yayımladı: Her öğretim yılında alınacak öğrenci kontenjanlarının aynı olmasına özen gösterilecek. Tercihler 13-17 Temmuz'da alınacak
Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, bu yıl Seviye Belirleme Sınavı'na girecek öğrencilerin en fazla 12 tercih yapabileceklerini bildirdi.


Bakan Çubukçu, "2009 Seviye Belirleme Sınavı Uygulaması" konulu bir genelge yayımlayarak, SBS'nin ilköğretim 6'ncı sınıflar için 13 Haziran 2009 Cumartesi, 7'nci sınıflar için 7 Haziran 2009 Pazar, 8'inci sınıflar için 6 Haziran 2009 Cumartesi günü tüm yurt içi ve yurt dışı sınav merkezlerinde Türkiye saati ile 10.00'da, aynı anda, merkezi sistemle gerçekleştirileceğini anımsattı.

Öğrencilerin geleceği açısından oldukça önem taşıyan bu sınavların sorunsuz ve sağlıklı bir ortamda tamamlanabilmesi açısından ilgili tüm kişi ve kuruluşların gereken hassasiyeti göstermeleri gerektiğinin altını çizen Çubukçu, kimlik kontrollerinin ve salonlara yerleştirmenin zamanında yapılabilmesi için öğrencilerin en geç saat 09.30'da fotoğraflı sınav giriş belgelerinde belirtilen salonlara alınacağını ifade etti.


Genelgeye göre, öğrenciler, fotoğraflı sınav giriş belgesi ve nüfus cüzdanıyla sınava alınacak. Sınav başladıktan sonra ilk 30 dakika içinde gelen öğrenciler sınava alınacak, ilk 60 dakika içinde ise sınav salonu terk edilmeyecek. Sınav bitimine 15 dakika kala salonda özürlü öğrenciler hariç en az ik öğrenci sınıfta tutulacak.

Öğrenciler sınava başı açık, temiz, düzenli ve aşırılığa kaçmayan bir kıyafetle girecek. Salon görevlileri öğrencilere soru kitapçıklarını ve cevap kağıtlarını kontrol ederek dağıtacak. Öğrenciler de kontrol ederek eksik sayfa veya baskı hatası varsa kitapçığın değiştirilmesini isteyecek.


Soru kitapçıkları A ve B olmak üzere iki ayrı türde olup, öğrencilerin kitapçık türünü cevap kağıdına doğru olarak işaretleyip işaretlemediklerini salon görevlileri kontrol edecek. Sınıfta unutulan, öğrenci tarafından götürülen ya da sınav güvenlik torbalarından çıkmayan evraktan salon görevlileri sorumlu olacak. Sınavda cevap kağıdının başkaları tarafından görülmesi ya da herhangi bir dokümandan kopya çekilmesi halinde salon görevlileri tutanakla durumu tespit edecek.

Sınav başvuru tarihinden sonra başka il ve ilçelerdeki okullarda nakli olan öğrencilerin durumları il ve ilçe milli eğitim müdürlükleri tarafından değerlendirilerek, öğretim görmekte oldukları il ve ilçelerdeki sınav merkezlerinin yedek salonlarında sınava alınmaları sağlanacak. Tarım işçilerinin çocukları için de aynı uygulama gerçekleştirilecek.


TERCİHLER 13-17 TEMMUZDA ALINACAK


Kontenjan girişleri okullar tarafından 1-8 Haziran 2009 tarihleri arasında e-okul sisteminden yapılacak. Bakanlık birimleri de 15-19 Haziran 2009 tarihleri arasında bunları kontrol edecek. Bu tarihten itibaren kontenjan artışı yapılmayacak.
Okullar yılsonu başarı puanlarına olan itirazları 15 Haziran-3 Temmuz 2009 tarihleri arasında düzeltecek. Ortaöğretim Yerleştirme Puanı ise 13 Temmuz 2009 tarihinde ilan edilecek. Tercihler, 13-17 Temmuz 2009 tarihleri arasında okul müdürlüklerince alınacak. Bu yıl öğrenciler en fazla 12 tercihte bulunacak.
Birinci yerleştirme sonuçları 24 Temmuz 2009 tarihinde açıklanacak.

Sınavlarla ilgili tüm bilgiler, "http://oges.meb.gov.tr" internet adresinde görülebilecek.


egitimgazetesi.com

YORUM YAZ

2009-2010 ÖZEL OKUL FİYATLARI


Özel okul fiyatları açıklandı


28 Mayıs 2009


Eğitim-öğretim ücretleri ana sınıflarında ortalama 7-12 bin TL, ilköğretim ve liselerde 10-14 bin TL; yemek ücretleri de 1500-1900 TL arasında değişiyor.

Birkaç yıldır anaokuluna uyguladığı yüksek fiyat nedeniyle dikkat çeken TED Ankara Koleji, bu yıl anaokulu ücretini TED mezunu olmayanlar için 29 bin 600 TL'den 32 bin TL'ye yükseltti.

Ankara'daki bazı özel okulların yıllık eğitim-öğretim ve yemek ücretleri şöyle:

ARI OKULLARI: İlköğretime hazırlık sınıfı KDV hariç 6 bin 389, ilköğretim 1, 2, 3. sınıflar KDV hariç 9 bin 116, ilköğretim 4, 5. sınıflar KDV hariç 9 bin 861, ilköğretim 6, 7, 8. sınıflar KDV hariç 11 bin 50, Anadolu lisesi KDV hariç 11 bin 662, fen lisesi 9, 10, 11, 12. sınıflar KDV hariç 11 bin 968 TL.

Yemek ücretleri ilköğretim hazırlık ve 1-5. sınıflar KDV hariç 1530, ilköğretim 6, 7, 8. sınıflar ile Anadolu ve fen lisesinin tüm sınıfları için KDV hariç 1760 TL.

Kayıt yenileme işlemleri ile yemek kayıtlarını 1 Hazirana kadar peşin ödemeli olarak yaptıranlara yüzde 7 indirim uygulanacak.

BİLKENT OKULLARI: Anasınıfı ve ilköğretim 5. sınıf KDV dahil 13 bin 860, ilköğretim 6, 7 ve 8. sınıflar KDV dahil 14 bin 160 TL. Anasınıfı ve ilköğretim ücretlerine etüt, kültür, spor aktiviteleri, kırtasiye ve yemek giderlerinin dahil olduğu bildirildi.

Ücretlere peşinat hariç 9 taksit yapılıyor.

AYŞE ABLA OKULLARI: Anasınıfı KDV dahil 10 bin, ilköğretim ve Anadolu Lisesi KDV dahil 11 bin, Fen Lisesi KDV dahil 12 bin TL.

Yemek ücreti KDV dahil 1700 TL.

Haziran 2009'da eğitim ücretinin tamamını peşin ödeyenlere yüzde 6.5 indirim uygulanacak.

TED OKULLARI: Anaokulu KDV dahil 32 bin TL. Anne, babası TED mezunu olanlar için bu ücret 16 bin TL olarak belirlendi.

TED Ankara İlköğretim okulu ilköğretim 1-5. sınıflar KDV dahil 10 bin 640, ilköğretim 6, 7 ve 8. sınıflar ile lise hazırlık ve lisenin bütün sınıfları KDV dahil 12 bin 390 TL.

TEVFİK FİKRET OKULLARI: Anaokulu KDV dahil 11 bin 903 TL, ilköğretim ve lise KDV dahil 11 bin 143 TL.

Anaokulunda yemek ücreti yıllık KDV dahil 2 bin 280 TL, ilköğretim 1-5. sınıflar için yemek ücreti KDV dahil yıllık bin 574 TL, ilköğretim 6, 7, 8. sınıflar ile lise için KDV dahil yıllık bin 458 TL. Ücretleri anaokulunda 5 Hazirana kadar, ilköğretim ve lisede ise 30 haziran'a kadar yıllık peşin ödemelerde indirim yapılacak.

GAZİ ÜNİVERSİTESİ VAKFI ÖZEL OKULLARI: Anasınıfı KDV dahil 11 bin 600, ilköğretim KDV dahil 10 bin 500, lise ve fen lisesi KDV dahil 11 bin 500 TL.

Anasınıfı ve ilköğretim 1-5. sınıflar için yemek ücreti yıllık KDV dahil 1620 TL, ilköğretim 6, 7, 8 ve lise için yıllık KDV dahil 1530 TL.

Eğitim ücretlerini peşin ödemek isteyenlere yüzde 6 indirim uygulanacak.

BİLİM ÖZEL OKULLARI: Anasınıfı KDV dahil 7 bin 370, ilköğretim 1-5. sınıflar KDV dahil 9 bin 860 TL, ilköğretim 6, 7 ve 8. sınıflar KDV dahil 10 bin 800 TL, lise KDV dahil 11 bin 880 TL.

Yemek ücreti de bütün sınıflar için KDV dahil bin 700 TL. Eğitim-öğretim ücretlerinde 20 Hazirana kadar taksitli kayıt yaptırılması durumunda anasınıfı için yüzde 5, ilköğretim 1, 2 ve 3. sınıflar için yüzde 15, 4 ve 5. sınıflar için yüzde 10, diğer sınıflar için ise yüzde 5 indirim uygulanacak.

Tamamı peşin ödemelerde 17 Hazirana kadar anasınıfı için yüzde 8, ilköğretim 1, 2 ve 3. sınıflar için yüzde 18, 4 ve 5. sınıflar için yüzde 13, diğer sınıflar için yüzde 8 indirim yapılacak.

JALE TEZER KOLEJİ: Anaokulu KDV dahil 6 bin 800 TL, ilköğretim 1, 2, 3. sınıflar 9 bin 936 TL, ilköğretim 4, 5. sınıflar 10 bin 557 TL, ilköğretim 6, 7, 8. sınıflar 11 bin 745 TL, Anadolu lisesi 12 bin 290 TL, fen lisesi 12 bin 528 TL.

Yemek ücretleri anaokulu ve ilköğretim 1, 2, 3 ve 4. sınıflar için KDV dahil 1600 TL, diğer sınıflar için 1700 TL. Etüt, aylık beslenme dahil 200 TL.

AHMET ULUSOY LİSESİ: Lise KDV dahil 11 bin 750 TL. Yemek ücreti de bütün sınıflar için KDV bin 750 TL.

Peşin ödemelerde 15 Hazirana kadar yüzde 9 indirim uygulanacak.

ÜCRET NASIL TESPİT EDİLİYOR?

Mevzuata göre, kurumlar, ilköğretim birinci, ortaöğretim hazırlık, ortaöğretim dokuzuncu sınıf ücretlerini; veli veya kursiyerlerle yapacakları özel sözleşmelerinde sağlayacaklarını belirtikleri eğitim ve öğretim imkânlarına, gelişmelerine de imkân verecek yatırım ve hizmetler ile diğer işletme giderlerine göre tespit ediyor.

İlköğretim ve ortaöğretim okulları, ara sınıflarının öğrenci ücretlerini, bir önceki yılda gerçekleşen tüketici fiyat endeksindeki (TÜFE) artış oranını dikkate alarak artırabiliyor.


eğitimgazetesi.com

YORUM YAZ

SINAVA GİRECEK ADAYLARA UYARI


29 Mayıs 2009


Sınav günü için geri sayım başladı. Şimdi kaygılarınızı bir kenara bırakıp son hazırlıkları yapmanızın tam zamanı.

SINAVLAR yaklaşıyor! SBS ve ÖSS öğrencilerimizde heyecan en üst düzeye çıktı. Tabi ki bununla beraber kaygı düzeyleri de oldukça arttı.

Evet! Geri sayım başladı ve biz değişik ruh hallerine bürünmeye başladık. Kaygı düzeyimizi orta seviyede tutmaya çalışmak öncelikli yapmamız gereken şeydir.

Unutulmamalıdır ki, kaygının fazlası da azı da aynı düzeyde tehlikelidir. Orta düzeyde yaşanan kaygı bizi olumlu yönde etkileyecektir. Heyecanın doruğa çıktığı bu günlerde sizlere heyecanınızı azaltacak ve sizleri rahatlatacak bazı önerilerimiz olacak. Bu önerileri iki başlık etrafında toplamak mümkün.


Sınavdan önce yapılması gerekenler ve sınav günü yapılması gerekenler. Bugün daha çok sınavdan önceki şu kısa dönemde yapılması gerekenler üzerinde duracağız.

ESKİ SORULAR ÖNEMLİ

ÖNCELİKLE yeni konuları çalışmayı azaltın.

Öğrenilen ama unutulmaya yüz tutan konular ile ilgili genel tekrarlar yapınız.

Genel tekrarlarda konuları belirlerken eski yıllara ait sınav sorularının çıktığı konulara ağırlık veriniz.

Alanınızda yer alan ana derslere ve bu derslere ait sorulara öncelik verin.

Sınava kadar yapılacak çalışmalarda konuya daha az, test çözümüne ise daha fazla zaman ayırınız.

Sınava bir hafta kala hiç görmediğiniz yeni konulara bakmaktan ziyade genel tekrarlar ile zamanınızı değerlendiriniz.

Ders başarınız ile ilgili motivasyon bozucu olumsuz düşüncelerden uzak durmaya çalışınız.

Öncelikle yapabileceklerimize inanmalı ve kendimize güvenmeliyiz. Şu ana kadar hatalar yapmış olabiliriz. Ve bu hataları görmezlikten gelerek kendimizi kandırmış da olabiliriz. Ancak kalan zaman kısa gibi görünse de başarmak için yeterlidir. İlk olarak geriye kalan zamanda bu hataları yapmamakla başlayabiliriz.

TESTLERE YOĞUNLAŞIN

Bu kendimizi yönetmeye başladığımız anlamına gelir. Kendini idare etmeyi öğrenen bir birey artık her şeyi başarmaya hazırdır.

Daha sonra bir türlü içinize çalışma isteği getirmeyen ilhamı bahane etmekten vazgeçin.

Genel tekrar mahiyetinde testlere ağırlık verin, test sayısını ve test türünü artırın.

Her hafta en az 2 deneme çözün. Bunu da hazırlandığınız sınavın süresi kadar bir zamanda ve tek oturumda tamamlayın.

Yanlış cevaplandırılan veya boş bırakılan soruların ait olduğu konulara geri dönüş yaparak hatalarınızı tespit edin.

Alanınıza katkısı yüksek olan derslerle ilgili testlere ve genel tekrarlara ağırlık verin.

Süre kullanımına dikkat edin. Yanınızda sürekli bir saat bulundurun.

Hatalı okuma, yanlış anlama ve acelecilik gibi test çözümünü olumsuz etkileyen alışkanlıklarınızı düzeltin.

Sınava 2 gün kala test çözmeyi ve ders çalışmayı bırakın.



Sınav öncesi hazırlık

SINAVLARDA giriş evraklarınız en geç sınavı bir hafta öncesine kadar elinize geçmiş olmalıdır. Sorun varsa derhal okullarınızdaki veya dershanelerinizdeki rehber öğretmenlerinizden yardım isteyiniz. Sınava Giriş ve Kimlik Belgesi olmayan adaylar sınava alınmazlar.

Sınavda yanınızda bulunması gereken evrakları ve malzemeleri akşamdan hazırlayınız.

Yanınıza bir adet vesikalık fotoğraf, kağıt mendil, su, ağrı kesici ilaç, şeker ve benzeri malzemeler alınız.


Sınavda yanınızda bulunmaması gereken malzemeler de vardır. Cep telefonu, çağrı cihazı, walkman, hesap makinesi vb... kesinlikle bulundurmayınız.

Sınav salonunuzun nerede olduğunu kontrol edip ulaşım zaman ve şeklini belirleyiniz. Sınav sabahı aceleci davranmayınız ve paniklemeyiniz.

Evde, yolda veya sınav salonu önünde kimsenin moralinizi bozacak davranışlar yapmasına zemin hazırlamayınız.

Sınavın başlamasına en az otuz dakika kala sınav merkezine ulaşınız.

Sınav salonuna giderken ve salon önünde sınavla ve çıkacak sorularla ilgili konuşma yapmaktan kaçınınız.

Sınav salonuna bir aile büyüğü veya bir arkadaş ile gidilmesi güven verir. Fakat bu kişilerin en iyi diyalog kurduğunuz, sizi anlayan, espri yapabildiğiniz insanlar olmasına özen gösteriniz.

Eğitimgazetesi.com

YORUM YAZ

ÜNİVERSİTE KONTENJANLARI ARTIRILDI


29 Mayıs 2009

YÖK Genel Kurulu, devlet üniversitelerinin kontenjanlarını yüzde 15 artırdı, vakıf üniversitelerinin kontenjanlarını yüzde 20 artırdı.

Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan'ın başkanlığında YÖK'te gerçekleştirilen YÖK Genel Kurulu toplantısı sona erdi.

Toplantıya ilişkin YÖK'ten yapılan yazılı açıklamada, Eğitim, Vakıf ve Tıp-Sağlık komisyonlarının raporlarının görüşüldüğü belirtildi.

Toplantıda, 2009 Yükseköğretim Programları ve Kontenjanları Kılavuzu'nun ele alınarak karara bağlandığı bildirilen açıklamada, devlet üniversitelerinde ön lisans ve lisans programlarının kontenjanlarındaki artışın yüzde 15 olduğu, buna göre 2008-2009 öğretim yılında yaklaşık 465 bin olan öğrenci kontenjanının 2009-2010 öğretim yılında 534 bine çıkarıldığı kaydedildi.

Vakıf üniversitelerindeki ön lisans ve lisans programlarının kontenjanlarının ise yüzde 20 artırıldığı ifade edilen açıklamada, buna göre 2008-2009 öğretim yılında yaklaşık 67 bin olan kontenjanın 2009-2010 öğretim yılı için 84 bine yükseltildiği belirtildi.

Açıklamada ayrıca, Marmara Üniversitesi Senatosu'nun 25 Mayıs 2009 tarihli kararı doğrultusunda üniversitenin yeniden yapılandırılması için gerekli yasal düzenlemeye dair Milli Eğitim Bakanlığına görüş bildirilmesine karar verildiği kaydedildi.

Açıklamaya göre, toplantıda, İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi Dekanlığı'na Prof. Dr. Halil Güneş, İstanbul Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Dekanlığı'na da Prof. Dr. Süleyman Tanyolaç atandı.

YÖK Genel Kurulunun bundan sonraki toplantısının 13 Haziran 2009 tarihinde gerçekleştirileceği bildirildi.


eğitimgazetesi.com

YORUM YAZ

Tersine Beyin Göçü Başladı


Mayıs 2009


Küresel ekonomik kriz nedeniyle yurt dışında işlerini kaybeden öğretim üyelerinin Türkiye'ye dönmeye başladıkları bildirildi.

İstanbul'da eylül ayından itibaren 200 öğrenciyle eğitime başlayan Özyeğin Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erhan Erkut, bir etkinliğe katılmak üzere geldiği Adana'da AA muhabirine yaptığı açıklamada, amaçlarının uluslararası ve maddi açıdan herkesin ulaşabileceği bir üniversite yaratmak olduğunu söyledi.

Şu anda 200 öğrencilerinin bulunduğunu ve sadece İşletme Fakültesi'nin açık olduğunu belirten Erkut, "Önümüzdeki yıl 200 öğrenci daha alacağız. Mühendislik fakültesi, ayrıca otel yöneticiliği yüksek okulunu açıyoruz. Yani üç ayrı programa toplam 200 öğrenci alacağız. 4 yıl boyunca yılda 200 öğrenci alacağız. 2012'de kampus üniversitesi olduğumuzda bu sayı artacak. Uzun vadede 5 bin öğrenci kapasiteli üniversite olmayı planlıyoruz" dedi.

Erkut, öğrencilerin tamamının burslu olduğunu belirterek, "Bir kısmı yüzde 100, bir kısmı yüzde 75, bir kısmı yüzde 50 burslu. Yani Türkiye'de açık ara en fazla burs veren vakıf üniversitesiyiz' diye konuştu.

Ekonomik krizin üniversiteleri değişik şekillerde etkilediğini anlatan Erkut, "Öğrencilerin yüzde 5'i ile 10'u ödeme güçlüğü çekiyor. Ancak, üniversitemizdeki öğrenciler yüksek oranda burslu olduğu için bu olumsuzluk onlara dokunmadı' dedi.

Kriz nedeniyle yurt dışından çok kalifiye öğretim üyesi akımının başladığını belirten Erkut, "Kriz nedeniyle işlerini kaybedenler veya bulundukları ülkedeki ekonomik durgunluktan rahatsızlık duyan öğretim üyeleri Türkiye'ye dönmeye başladı. Bunun da bize olumlu etkisi oldu. Başvuru sayısında bir artış yaşanıyor. Özellikle finans sektöründe ciddi bir artış gördük. İki öğretim üyesini finans endüstrisinden aramıza kattık. Başka vakıf üniversiteleri de bundan faydalandı. Eskiden çok ciddi finans alanında öğretim üyesi açığı vardı. Bu açık kısmen de olsa kapanmış oldu" dedi.

Erkut, kriz döneminde yüksek lisans programlarına talebin artığını, başvurularda yüzde 20 artış olduğunu ifade ederek, "İnsanlar işlerini kaybedince tekrar üniversiteye geri giderek 'bir İşletme Yönetimi Yüksek Lisansı (MBA), bir master yapayım da biraz daha kalifiye eleman olarak yeniden piyasaya çıkayım' diyor. Dolayısıyla krizin böyle ilginç bir etkisini gördük" şeklinde konuştu.


Eğitimgazetesi.com

YORUM YAZ

SINAVLAR İÇİN BAZI İPUÇLARI


Sınavda dikkat edilmesi gerekenler ( ÖSS’ de ve SBS’ de dikkat edilmesi gerekenler )

Mayıs 2009


Sınav öncesinde karşılaştığınız bütün olumsuzlukları bir kenara bırakın.

Kendinizi sorulara odaklayın. Unutmayın ki siz bu sınava çok iyi hazırlandınız. Telaşlanmak puan kaybettirir.

GÜNLERDEN pazar ve saat 10.00, birazdan aylardır hazırlandığınız sınava gireceksiniz.

Sınav gözetmenleri sınav kitapçıklarını ve cevap formlarını dağıtmak üzeredir; sizler kâğıtların üzerine doldurmanız gereken bilgileri işaretleyeceksiniz. Bir yandan da aylardır yaptığınız çalışmalar gözlerinizin önünden akıp gidiyor. Sınav sizin için çok önemli; ama kesinlikle hayatınızdan ve sizden daha önemli değil.

Sınav başlamak üzere...Geçmişi düşünüp 'Keşke biraz daha çalışsaydım', 'daha fazla soru çözseydim' veya geleceği düşünüp 'kahretsin sınavda başarısız olacağım' , 'istediğim okulu kazanamayacağım' vb. düşünceleri zihninizden tamamen atın. Sınav esnasında bunların hiçbirini hatırlamayın. Kendinizi, okuduğunuz sorulara verin. Beyninizden aynı anda iki işi yapmasını beklemeyin.

Fransa'nın eski başbakanlarından Climencau'ya başarısının sırrı sorulduğunda 'Saçımı tararken yalnız saçımı düşünürüm' demiştir.

Siz de o anda ne yapıyorsanız bütün dikkatinizi sadece o işe yoğunlaştırmaya gayret edin.

SINAV ANINA DİKKAT

SORULARI çözmeden önce heyecanınızı yatıştırmak için derin nefes alıp verin. Bu şekilde hem rahatlarsınız hem de beynin yakıtı olan oksijeni sağlayarak bedeninizi daha etkili kullanabilirsiniz.

Sınavda kullanacağınız araç ve gereçlerinizi sıranın üzerine koyun.

Kimlik kontrolünde zaman kaybetmemek için kimliğiniz, sınava giriş kartınız, bir adet fotoğrafınız sıranızın üzerinde olsun.

Sınav salonunda ve çevresinde, sınava gelirken yolda karşılaştığınız olumsuzlukları bir kenara bırakın. Kendinizi sınava vermeye çalışın.

Sakin ve soğukkanlı olun. Çünkü siz bu sınava çok iyi hazırlandınız. Telaşlanmak size puan kaybettirir.

TEST ÇÖZME TEKNİĞİNİ BİLEN BİR ADIM ÖNE GEÇER

SINAVDAN önce çözülen her soru gerçek sınav öncesi tecrübe kazandıracaktır. Test tekniğine alışık olmayan yani sınav öncesi yeteri kadar soru çözmeyen öğrenci, sınav esnasında zaman yönetimi konusunda da sıkıntı yaşar. Zira dakikalarca yapamadığı bir soruya takılıp, zaman kaybeden öğrenci, sınavı istenen sürede yetiştiremez. Oysa test tekniğine hâkim olan öğrenci hemen alttaki soruya geçer. 'Turlama sistemi' dediğimiz teknikle, çözemediği soruyla inatlaşmadan bir sonrakine geçer ve sınavı bitirdiğinde yeniden başa dönüp, yapamadığı sorulara ayıracak zamanı kalır. Unutmayın, sınav süresi göz önüne alındığında, her dakika altın değerindedir.

Sınav esnasında bir soruyu en fazla iki kez okumanızı öneriyoruz. Aynı soruyu defalarca okuduğunuzda zihniniz karışabilir ve sorunun mantığından uzaklaşabilirsiniz.

Sınavda bir soruyu çözemediğiniz zaman panik yapmayın. Geride kalan sürede, yapabileceğiniz soruları düşünün. Mutlaka her öğrencinin çözemediği sorular olacaktır.

Yanlış cevap olduğuna kesinlikle emin olmadıkça, size mantıklı gelen ilk cevabınızı değiştirmeyin.

Sınavda doğru çözdüğünüzden emin olmadığınız ve ya boş bıraktığınız sorular varsa o test bittikten sonra geriye dönün.

Öğrenciler genelde paragraf sorularından çekinirler. 'Uzun soru zor sorudur.' şeklinde yanlış bir yargı vardır. Unutmayın bir soru ne kadar uzunsa, içinde o kadar ipucu vardır. Esas sizi zorlayacak soru tipleri kısa paragraflardır.

Sayısal bölümde soruları çözerken kesinlikle kafadan işlem yapmayın. Problemi çözerken mutlaka yazarak çözün; cevaplarınızı kontrol ederken yaptığınız işlemleri soru kitapçığında sırasıyla görmeniz gerekir. Özellikle sık sık işlem hatası yapan öğrenciler, bu öneriyi mutlaka dikkate almalılar.

Soruya ve şıklara bakmadan önce soru kökünü okumanız, çözüme daha kolay gitmenizi sağlayacaktır. Özellikle paragraf sorularında öğrenciler, önce soru kökünü okumalılar.

Her yanlış cevabın puan kaybına neden olacağını aklınızdan çıkarmayın. Onun için bilmediğiniz soruları rastgele işaretlemeyin.

Şıkları okumadan işaretlemeyin


Çözemediğiniz sorular üzerinde fazla durmayın. Soruları ilk okumada cevaplamaya çalışın. Doğru seçeneği bulamadığınız durumlarda mantıklı düşünmeye çalışın.

Eğer bir soruyu çözemediyseniz telaşlanmayın. Zaman kaybetmeden diğer sorulara geçin.

Sınavda, daha önceden deneme sınavlarında izlediğiniz yöntemin dışında farklı bir tarz denemeyin.

Önemli kelimelerin altını çizin.

Tüm şıkları okumadan herhangi bir şıkkı işaretlemeyin.

İki cevap da birbirine benziyorsa, cevap, büyük ihtimalle ikisi de değildir. İki şık birbirinin zıttaysa, bunlardan biri doğrudur.


Ders kitaplarında elektronik devrim

MİLLİ Eğitim Bakanlığı Ankara'daki üç ilköğretim okulunda 'elektronik kitap' uygulamasına geçti. Öğrencilerin daha fazla üretmesini ve teknolojinin yaygınlaşmasını sağlamak amacıyla uygulanan yöntem, İskitler Evliya Çelebi, Sincan Plevne ile Korkut Ata İlköğretim okullarının 4 ve 5'inci sınıftaki öğrencilere tanıtıldı. MEB Eğitim Teknolojileri Genel Müdürü Nizami Aktürk, elektronik kitap ile ilgili çalışmaların yaklaşık 2 yıl önce, daha az ağacın kesilerek çevreye yararlı olmak amacıyla başlatıldığını söyledi. Ajandaya benzer kılıflar içinde korunan dijital makinede dersler .pdf formatında yer alıyor. Şarj edilebilir 'sanal kitap' üzerine elektronik kalemle not da alınabiliyor. İkinci eğitim-öğretim yılında başlayan yöntem, değerlendirmeler sonucunda ileriki yıllarda da uygulanabilecek.

Sınıfta Hadise var!

DİJİTAL kitapta, dersin anlaşılmasını kolaylaştıracak görsel sunuların yanı sıra animasyon ve müzik de yer alıyor. 1 gigabyte hafızalı ajandaya öğrencilerin beğenisi dikkate alınarak Ceza, Barış Manço ve bu yılın Eurovision şarkılarının videoları da eklendi. Öğrenciler bir yandan ders çalışırken diğer yandan Hadise, Ceza ve Barış Manço'nun şarkılarıyla stres atabilecek.

egitimgazetesi.com

YORUM YAZ

DERS ÇALIŞMAYA MOTİVE OLABİLMEK İÇİN GEREKENLER


Ders Çalışmaya Motive Olamıyorum!


Mayıs 2009


Motivasyon belli bir davranışı yapmak için gerekli olan nedenler ya da bir hedefi başarma arzusu şeklinde tanımlanabilir.


Eğer ders çalışmak için yeterince motivasyonunuz varsa bir hedefiniz var ve bu hedefe doğru sizi itecek bir arzuya, dolayısıyla enerjiye sahipsiniz demektir.

Motive olmuş bir öğrenci demek, belli bir ruh halini yakalamış öğrenci demektir. Bu ruh hali, işi başarmak, hedefine ulaşmak için yani derslerin gereklerini yerine getirmek için yeterli arzuyu içinde barındırır. Peki siz bu ruh haline ne kadar sahipsiniz?

MOTİVE OLMUŞ BİR ÖĞRENCİ MİSİNİZ?

Böyle bir öğrenci olmak için her an ders çalışma isteği ile dolup taşmanız ya da kendinizi derslere adamış olmanız gerekmez. Motive olmuş olmak demek, dersler göreceli zor olduğunda ya da sıkıcı olmaya başladığında bile gereklerini yerine getirebilmek ve bitirilmesi gereken konuları tamamlayabilmek demektir.

MOTİVE OLANLAR BUNU NASIL BAŞARIYOR?

İnsanlar iki şekilde motive olurlar. Birincisi, başarmaları gereken işten gerçekten zevk alırlar. Bunu bazı derslerde yaşamışsınızdır. Bu dersler, gerçekten üzerinde çalışmaktan, o konuda konuşmaktan ya da faaliyet yapmaktan zevk aldığınız derslerdir. Kimi öğrenci için edebiyatla ilgili konulara çalışmak ya da araştırma yapmak haz vericiyken, kimi bu hazzı matematik problemleri çözerken ya da resim çizerken yaşar. İkincisi, insanlar kendilerini sıkıntıya sokacak bir durumdan kaçınmak, yani acıdan kaçmak için motive olurlar.

MOTİVASYON KAYBI NEDİR?

Motivasyon kaybına, bir işi başarmaya karşı isteksizlik ya da direnç diyebiliriz. Motivasyon kaybını, çok değer verdiğiniz bir nesnenin ya da arkadaşınızın kaybına benzetebilirsiniz. Sonucunda hissedeceğiniz şeyler; endişe, karmaşa, öfke, belirsizlik ya da depresif bir ruh hali olacaktır.

DERSLERE KARŞI MOTİVASYON NASIL KAYBEDİLİR?

Derslerinizde meydana gelen bir değişiklik ya da üst üste gelen değişiklikler, yaşadığınız olumsuz deneyimler motivasyonunuzun kaybına neden olur.


Mesela;

konuların gittikçe farklılaşması,

göreceli zorlaşması,

bazı sorumluluklarınızın derslerin önüne geçmesi ,

üst üste düşük notlar almanız,

konularda geride kalmanız,

uzun ve kısa vadeli hedeflerinizle alakasız faaliyetlere öncelik tanımanız,

ilgi, inanç ve bilgilerinizle örtüşmeyen konularla karşılaşmanız,

kendi yeteneklerinize olan inancınızı kaybetmeniz,

başkalarının ne düşüneceklerini önemsemeniz,

hata yapma korkusu,

daha önemli işler var inancı,

motivasyonunuzun kaybına sebep olabilecek nedenlerdendir.

MOTİVASYON NASIL KAZANILIR?
Motivasyon kaybedilebilindiğine göre bulunabilir de. Motivasyonunuzu bir gecede kaybetmezsiniz. Öyleyse kazanılması da zaman alacaktır. İşe kendinize zaman tanımakla başlayabilirsiniz. İkinci adım kendinizle ilgi gözlem yapmak ve bazı soruların cevabını bulmak olacaktır. Bu soruların cevapları motivasyonunuzu kazanmanıza yardımcı olacaktır. Nasıl rahatlamaya başlıyorsunuz? Bir konuya nasıl yoğunlaşıyorsunuz? Asla bu sınavı kazanamayacağım diye düşünüyor olabilirsiniz. O zaman kendinize şu soruları sorun: Ne hissediyorum? Fiziksel olarak beni işimden alıkoyan davranışlar neler?


Derse motivasyon için ne yapmalıyım?

Kendinizi ders çalışma konusunda motive olmuş farz edin. Bu size neler kazandırırdı? Mesela zorlandığınız bir dersi çalışmak için yeterince motive olmuş olsaydınız; ne yapardınız ve ne hissederdiniz? Bu dersi başarı ile tamamladığınızda hayatınızda neler değişirdi? Gözlerinizi kapatın ve tüm bunları hayal edin. Ders çalışmaya başlamadan önce tüm bunları zihninizde canlandırın.

Deneyimlerinizden kendinizi en hızlı nasıl motive ettiğinizi araştırın. Negatif mi motive oluyorsunuz? Pozitif mi? Derse başlamayı asla ertelemeyin. Bir program yapın, konuyu bitirdiğinizde kendinizi ödüllendirin. Negatif motive olan biri iseniz, konuyu bitirdiğinizde yaşayacağınız rahatlığı hayal edin.


Alıntı
egitimgazetesi.com

YORUM YAZ

31 Mayıs 2009

MASA ÜSTÜ MOTİVE EDİCİ RESİMLER - 2. seri

bilgisayarınızın masa üstü için motive edici harika resimler
resimlerin üzerine tıklayarak büyütebilir ve bilgisayarınıza indirebilirsiniz
















YORUM YAZ

30 Mayıs 2009

2010 ÖSS’DEN BAZI DETAYLAR


27 Mayıs 2009

İstanbul Kültür Üniversitesi'nin (İKÜ) "2010 Üniversiteye Girişte Yeni Sistem" konulu panelini izledim.


Yeni sınav sisteminde bir şeyler netleşiyor


İstanbul Kültür Üniversitesi'nin (İKÜ) "2010 Üniversiteye Girişte Yeni Sistem" konulu panelini izledim. ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Ünal Yarımağan, birinci bölümde kesinleşmemiş şekliyle yeni sınav sistemini anlattı. İkinci bölümde ise, rehber öğretmenlerden gelen soruları yanıtladı.


Düşünülen sistemde öğrencilerin ders grupları başarısı yerine, ders başarıları ölçülecek. Adaylara her dersin sorularını yanıtlamak için sınırlı süre vererek, ders puanlarının eşit koşullarda elde edilmiş karşılaştırılabilir ölçütler olması sağlanacak. Her sınavda birbiriyle ilişkili birkaç dersle ilgili soruların yanıtı istenecek. Ders puanlarını kullanarak çok sayıda puan hesaplanacak. Böylece seçme ve yerleştirmenin etkinliği artırılacak. Adayların ikinci aşama sınavlarından yalnız seçtiklerine girebilmeleri sağlanacak.

Birinci aşama
Üniversiteye girişte iki aşamalı sistem olacak. Nisan'ın ilk yarısında, Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS) yapılacak. Haziran'ın ikinci yarısında, iki hafta sonu, beş ayrı oturumda Lisans Yerleştirme Sınavları (LYS) uygulanacak.


YGS'de Türkçe, temel matematik, sosyal bilimler ve fen bilimleri testlerinden soru çıkacak. Sorular genellikle lise 1'inci sınıf konularından gelecek ve öğrencilerin temel düzeyini ölçebilecek nitelikte planlanacak. Her testten 45 soru çıkacak ve süre 180 dakika olacak. Sınav sonunda, YGS-SAY, SÖZ ve EA olmak üzere 3 puan elde edilecek. Bu puanlar 1 ve 2 diye ayrılacak. Adaylar puanları doğrultusunda, 2 ya da 4 yıllık meslek yüksekokullarını, teknik ve mesleki eğitim fakültelerini seçebilecek. Ayrıca bu sınav sonuçlarıyla Açıköğretim ve özel yetenek sınavıyla öğrenci alan fakültelere de başvurulabilecek. Bunların dışında bazı lisans programları için de bu sınavın puanları öngörülecek. Bu sınavın en önemli rolü ise, adaylar bu üç puan türünün herhangi birinden belirtilen barajı aşabilirse Haziran'da uygulanacak olan LYS'ye girebilecek. Ayrıca birinci aşamanın, ikinci aşamayı yüzde 40-45 etkileyeceğini sakın göz ardı etmeyin. Kısacası bu sınav, mevcut ortak alan testiyle bilgi açısından birebir aynı olacak. Ancak soru sayıları bir miktar artacak.

İkinci aşama
Sıralama niteliğinde, ileri düzeyde bir sınav olarak tanımlanan LYS’ de, matematik (LYS 1), fen bilimleri (LYS 2), edebiyat-coğrafya (LYS 3), sosyal bilimler (LYS 4), yabancı dil (LYS 5) ile ilgili ders düzeylerindeki sınavlar olacak. Yerleştirmede, puan türü başarısı yerine, ilgili programın belirlenecek derslerdeki başarı puanı esas alınacak. Puanların oluşumunda, ortaöğretimle paralellik açısından, liselerdeki zorunlu alan dersleri kullanılacak.



Matematik-fen (MF1, MF2, MF3, MF4, MF5, MF6),


Türkçe-sosyal (TS1, TS2, TS3),


Türkçe-matematik (TM1, TM2, TM3),


Yabancı dil (DİL1, DİL2, DİL3) gibi yaklaşık 15 ayrı puan türü olabilecek.



Öncelikle size iyi bir haber vermek istiyorum. Yeni sınav sisteminde bölümlerin puan türü değiştirilmeyecek. Ancak aldığım bir duyumu, sizinle paylaşıyorum. Hukuk, psikoloji, sosyoloji gibi bölümler hem TM, hem de TS puanıyla öğrenci alabilecek. Her iki puan türünde ayrı ayrı kontenjan verilebilecek. Hatta sınıf öğretmenliğine 3 alandan öğrenci alınması söz konusu. Bu sınavlarda 90 soru çıkacak ve süre 150 dakika olacak. Sınavlarda her ders için ayrı kitapçık kullanılacak. Ayrıca her ders için, toplam sınav süresinde ayrı bir süre verilecek. Sonuçta bu sınav, mevcut alan testleriyle bilgi açısından birebir aynı olacak. Ancak soru sayısı YGS'de olduğu gibi, LYS'de de bir miktar artacak.

Yeni düşünceler
İki, üç üniversitenin dışında, üniversiteler itiraz etse de ağırlıklı ortaöğretim başarı puanının hesaplanmasında bir değişikliğin olmayacağını tahmin ediyorum. Anadolu öğretmen liselerinin katsayıları da masaya yatırıldı. Bu katsayılar da tartışılıyor. Meslek liselerini yakından ilgilendiren katsayı sorunu detaylı ele alındı. Ya genel liselerle eşitlenecek ya da birbirine yaklaştırılacak. Bence ikincisi olacak. Ünal hocamın sunumuna değerli kardeşim, İKÜ Arge Merkezi yöneticisi Burak Kıvanç'ın www.dogrutercih.com web sayfasından ulaşabilirsiniz.


Said GÜRSOY / SABAH

YORUM YAZ

23 Mayıs 2009

DERS ÇALIŞMAMIZI OLUMSUZ ETKİLEYEN ETMENLER


BAŞARISIZLIK KARŞISINDA YAPILMASI GEREKEN İLK İŞ; BAŞARSIZLIK NEDENLERİNİN ORTADAN KALDIRILMASI OLMALIDIR

Yanlış çalışma davranışları
Doğru çalışma yöntemlerini bilmemek, bildiği halde uygulamamak, çok ders çalıştığının sanılması fakat verimsiz ders çalışılması

Başaramama korkusu
Genel olumsuz öne yargılar yada bazı derslere karşı olumsuz ön yargılar, olumsuz düşünceler, olumsuz iç konuşmalar, bilinçaltını olumsuz programlama

Düzenli bir ders çalışma programımızın olmaması
Ders çalışmanın ders çalışma isteğinin geldiği zamanlara bırakılması, sadece sınav haftalarına bırakılması, kendine uygun bir ders çalışma programı hazırlamama

Zamanı verimli kullanamama
Zaman yönetiminde zaafların olması

Hedef belirlememe
Gerçekçi bir uzak hedef belirleme, ara hedefler belirlememe

Ders dışı faaliyetlere daha çok zaman ayırma
Özellikle uzun uzun telefon konuşmaları, mesajlaşmalar, yazışmalar, internet oyunları vb.

Sorunlarımızın ders çalışmamıza engel olmasına izin verme
Sorunları düşünmek için ayrı bir zaman ayırmayıp tüm günümüzü işgal etmelerine izin verme

Arkadaşlarımıza hayır diyememe
Prensip sahibi olmama, nefsimizin (id) isteklerini tahrik eden arkadaş önerilerine hayır diyememe, ısrarlara dayanamama, dirayetsiz davranma

YORUM YAZ

DERS ÇALIŞMA ORTAMI NASIL OLMALIDIR?


Çalışma ortamının ders çalışmaya uygun olması başarı için şarttır. Yani olmazsa olmazdır…

Çalışmaya başlamadan önce yapacağımız ilk şey, çalışma ortamımızı düzenlemek olmalıdır.

* Çalışmanızı mutlaka çalışma odanızda eğer çalışma odanız yoksa mutlaka sürekli çalıştığınız bir çalışma köşenizde yapmalısınız.

Çalıştığınız odayı iyice havalandırın çünkü havadaki oksijenin azalması gerginliğe yol açar ve bu durum baş ağrısı gibi öğrenmeyi güçleştiren birçok olumsuz etkene sebep olur.

Masanızın düzenli olmasına özen göstermelisiniz. Masanızın üzerinde sadece çalıştığınız dersle ilgili materyal bulunmalı gereksiz şeyler kaldırılmalıdır.

Çalışma odanız yeterince sıcak ve soğuk olmalı, iyi aydınlatılmalı ışık gözlerimizi yormamalıdır.

Çalışmanızda yeterince verim alabilmek için dengeli ve düzenli beslenmeli özellikle sabah kahvaltınızı düzenli ve yeterli kaloriyi alacak şekilde yapmalısınız. Sınavlara hazırlandığınız dönemlerde rejime girmeyi kesinlikle düşünmemelisiniz.

* Uykunuzun düzenine dikkat etmeli 7-8 saatlik uykunuzu almalısınız. (24:00’den sonraya kalmamalısınız ve gereğinden fazla uyumak da başarıyı olumsuz etkilemektedir)

Ayrıca uyku düzeninin çok fazla değişmesi başarıyı olumsuz etkileyen etkenlerdendir

* Çalışma odanız yoksa çalışma ortamında ailenizden sessiz olmalarını istemelisiniz.(televizyon, radyonun sesini açmamaları, yüksek sesle konuşmamaları gibi)

Ya da siz bu ortamda çalışmaya kendinizi alıştırmalısınız. ( fakat şartlat zorlanmalı ve ayrı bir odada bir masa düzenlenmelidir, TV’nin olduğu bir ortamda ders çalıştığımızı iddia etmek kendimizi kandırmak olur)

YORUM YAZ

DERS NASIL DİNLENMELİ ?


DERS DİNLERKEN NELERE DİKKAT EDİLMELİ?

* Konuyla ilgili bir ön okuma yapın. Temel kavramlara göz atın.
* Açlık, susuzluk gibi fizyolojik ihtiyaçlarınızı karşılayın.
* Dersi dinlemenizi ve izlemenizi sağlayacak şekilde ön sıralara oturun.
* Dikkat dağıtan arkadaşlarınızdan uzak durun.
* Anlatılanlardan yola çıkarak, anlatılacaklarla ilgili tahminlerde bulunun.
* Anlatılanların ana fikrini bulmaya çalışın. Anlatılanlar hangi konu üzerinde dönüyor?
* Anlatılanları kendiniz için anlamlı hale getirin.
* Konuyla ilgili düşüncelerinizi belirleyin.
* Anlamadığınız yerde soru sorun.

DİNLEME BECERİNİZİ GELİŞTİRMEK İÇİN BİRKAÇ ÖNERİ;

* Dinlemek için bir nedeniniz olsun.
* Dik oturun.
* Gözlerinizle iletişim kurun.
* Sözsüz ipuçlarına dikkat edin.
* Not tutun.
* Soru sorun ve sorulara cevap verin.
* Aldığınız bilgiyi bir başkasına aktarmanız gerektiğini varsayın.


ARAŞTIRMALAR DİNLEME KONUSUNDA BİZE ŞU BİLGİLERİ VERİYOR;

* Dinlememiz kısa süreli yoğunlaşmalar şeklinde olmaktadır. Dikkatiniz belli periyotlarla dağılır ve tekrar toplanır.
* Beynin düşünme hızı, konuşma hızından çok daha yüksektir. Bu nedenle dinlerken zaman zaman dikkatinizin dağılması normaldir.
* Başka şeyler yaparken iyi dinleyemeyiz.
* Öğrenme sürecine aktif olarak katılımda bulunduğumuz, sorular sorduğumuz, not tuttuğumuz zaman daha iyi dinleriz.
* Dinlemek için iyi bir nedeniniz varsa anlatılanları doğru ve tam duyarız.

alıntı

SORU SOR

22 Mayıs 2009

ÇOCUĞUNUZ İÇİN PRATİK BAŞARI SAĞLAMA METOTLARI


1-Çocuğun yanında yüksek sesle kavga etmekten kaçının.
Eşler arasında her evde zaman zaman gerginlikler yaşanabilir. Önemli olan eşlerin bu durumu çocuklarına yansıtmadan en makul şekilde çözüme kavuşturabilmeleridir. Yanında kavga edilmeyen ve huzurlu bir çocuğun tüm dikkatini öğrenmeye yoğunlaştırması kolaylaşacaktır. Aksi durumda çocuk derse ve öğrenmeye karşı bir ilgisizlik yaşayacaktır. Çocuğun kafası, aile içi ana-baba problemleriyle doluyken öğrenmeyi düşünmesi beklenemez.

2-Çocuğunuz, onun başarılı olacağına olan inancınızı bilmelidir.
Eğer siz çocuğunuzun başarılı olamayacağını düşünüyorsanız çocuğunuz da hemen bu fikre kapılabilir ve başarısızlığa uğrayabilir.

3-Çocuğunuzu övün ve motive edin.
Eğer çocuğunuzun başarılı olmasını istiyorsanız ona sürekli olumlu mesajlar vermelisiniz. Sen bunu yapamazsın, sen beceremezsin, aklın ermez gibi olumsuz mesajlar yerine sen bu işi yapabilirsin, bunu anlayabilirsin, bu işin üstesinden gelebilirsin mesajları vermeyi deneyin. Araştırmalar ailesi ve öğretmeni tarafından sevilen, ilgi gösterilen öğrencilerin daha başarılı olduğu yönündedir. Çocuğumuza her fırsatta onu sevdiğimizi hissettirmeli ve onun fikirlerine değer verdiğimizi göstermeliyiz.

Çocuğun başarısını övücü sözlerle destekleyen, başarısızlığında onu çalışırsan başarılı olursun sözleriyle yüreklendiren anne-babaların çocuklarının okuldaki başarılarının yüksek olduğu tespit edilmiştir.

Ebeveynlerin yaptığı en büyük hatalardan biri çocuğa “bu gidişle okulda başarılı olamazsın, bu kadar çalışmayla mı sınıfını geçeceksin, bak arkadaşına/ kardeşine toplantılarda öğretmen onun için hep güzel şeyler söylüyor, notları da çok yüksek” şeklinde ki motive edici!!!sözler ve kıyaslamalardır.

Sevgili anne babalar takdir edersiniz ki bu sözler öğrencide çalışma isteği doğurmaz ve motivasyon için işe yaramaz özelliklede bir başkasıyla kıyaslamak en büyük yanlıştır. Kendinizi çocuğunuzun yerine koyun eşinizin yaptığınız bir yemeği ya da müdürünüzün yaptığınız bir işi başkasınınkiyle kıyasladığını düşünün ne hissedersiniz?

Çocuğunuzun motivasyonunu artırmak istiyorsanız onu yine kendisi ile kıyaslayın bunu yaparken de özellikle önceki başarılarını vurgulayın. Başarısızlıkları konusunda ise konuşarak, herkesin hata yapabileceğini önemli olanın hatalarını anlayarak tekrar etmemesi olduğunu anlamasını sağlayın.

Başarının temelinde kişinin kendine olan güveni vardır. Kendine güvenen çocuklar kararlı ve bağımsız davranırken kendine güvenmeyen çocuk yapabileceğinin daha azını yapar.

Aşırı korumacı davranışlar, tembel, aptal gibi yargılayıcı ifadeler ve sorumluluk vermemek çocuğun güvensiz bir birey olarak yetişmesine neden olur. Sorumluluk almaya ve başladığı işi bitirmeye bebeklikten itibaren ortam oluşturulmadıysa okul zamanı geldiğinde de derslerinin sorumluluğunu almasını beklemek yanlış olur. Ona kendi istekleri ve yetenekleri doğrultusunda seçimler yapmasına izin verin. Fikrinizi söyleyebilirsiniz ama son kararı siz değil çocuğunuz versin.

4-Çocuğunuzun okul ve öğretmeniyle iyi bir diyalog kurun.
Anne, baba, çocuk üçgeni, okul ortamıyla birlikte büyüyecek ve bu üçgene bir başka kişi daha katılacaktır. Bu bakımdan öğretmen önemli konuma sahiptir. Öğretmen ile geliştirilecek diyaloglar ve samimi bir bağ çocuğun başarısını arttıracaktır.

Ailenin okuldaki etkinliklere katılmasının ve öğretmen ziyaretlerinin sıklığı da önemli etkenlerdendir. Ailesi okulla işbirliği içinde olan çocuk için bu durum ailesinin kendisi ile ilgilendiğinin bir göstergesidir. Tabi bu durum çok fazla abartılarak, çocukta “ailem beni takip ediyor, bana güvenmiyor” düşüncesinin oluşmasına neden olmamalıdır.

Okul aile işbirliği aynı zamanda verilen eğitim desteğinin öğretmen ile ortak anlayış içinde olmasını ve çocuğun çelişki yaşamasını önler. Öğretmeniyle kuracağınız iletişimde ilk adımın öğretmenden gelmesini beklemeden ilk adımı siz atın.

Unutmayın derste işlenilen konuyu öğrenmenin en iyi yolu dersi dinlemektir. Bu yüzden çocuğunuzun okula devamı konusunda takipçi olun. Çocuk çeşitli bahanelerle okula gitmekten kaçarsa (ki en çok kullanılan bahane hastalıktır) hem okula uyum sağlamada zorluk yaşar hem de verilen bilgilerden yoksun kalır. Okula gelmediği günler çok fazla veya sık olduğu takdirde ise telafisi zor olacaktır.

Anne babaların eğitim düzeyi yükseldikçe öğrencinin başarı düzeyi de yükselmektedir. Eğitim düzeyi denilence sadece okuma yazma bilmek, okul derslerine yardımcı olmak akla gelmemelidir. Anne babanın eğitim düzeyinin yüksek olması çocuklarıyla iyi bir iletişim kurmalarını sağlarken düşük eğitim düzeyi çocukların zihinsel gelişimlerini etkilemektedir. Özellikle annenin eğitim düzeyi yükseldikçe çocuğun okul başarısı da yükselmektedir.

5-Okul aile birliği toplantılarını kaçırmayın.
Bu tür toplantılar aile ile öğretmenlerin rahatça konuşabilecekleri ve çocuk hakkında görüşebilecekleri uygun ortamdır. Bu toplantıları kaçırmamaya özen gösterin.
“Öğretmenine söylerim seni döver” gibi ifadelerden kaçının.
Öğretmenle ilgili olumsuz değerlendirmeleri çocuğun yanında yapmayın.

Sizin okul ve öğretmene yönelik kaygılarınız çocuğunuz tarafından algılanır ve başarısını olumsuz yönde etkileyebilir.

6-Beklentileriniz gerçekçi olsun.
Her anne baba çocuğu için “derslerde çok başarılı bir çocuk” ifadesinin kullanılmasını ister. Ama başarının sadece derslerle sınırlı olmadığını unutmamak gerekir. Çocuğunuzun var olan zihinsel kapasitesini değiştiremezsiniz. Ama farklı alanlardaki yeteneklerini, ilgilerini keşfetmesine ve bunları en verimli şekilde kullanmasına yardımcı olabilirsiniz.

Çocuğunuzdan beklentilerinizi de yine çocuğunuzun kapasitesine uygun bir şekilde belirlemek önemlidir. Çocuktan var olanın üstünde bir performans beklemeniz ve bu konuda baskı yapmanız çocuğunuzu dersten soğutmaktan veya stres yaşamasından başka bir işe yaramaz.

Kısacası çocuğunuzun sınırlarını zorlamayın.

Anne babanın çocuklarından beklediklerini kendileri sergileyerek model olmaları gerekir. Örneğin; zamanı planlama, kitap, gazete okuma, sorumluluklarını yerine getirme, izlenilen televizyon programları, yatış ve kalkış saatleri beslenme düzeni… gibi.

Çocuğunuzun kendine ait bir çalışma odası olmasını bu mümkün değilse en azından her zaman çalışabileceği ve düzenli bir masası olmasını sağlayın. Şayet bir odası varsa odada dikkatini dağıtabilecek posterler olmaması ve çalışma saatlerinde televizyonun açılmaması konusunda titiz davranın.

Kendisine uygun bir çalışma programı oluşturarak zamanını verimli kullanması ve bu programa uyması konusunda yardımcı olun.

Çocuğunuzdan sürekli ders çalışmasını beklemeyin. 40-50 dakikalık çalışma sürelerinin ardından 10-15 dakika mola vermesini sağlayın. Önemli olan masanın başında ne kadar zaman geçirdiği değil, geçirdiği sürede ne kadar öğrendiğidir.

Ders tekrarlarına önem vermesi konusunda hatırlatıcı olun.

Ödevlerini yaparken yardıma ihtiyacı olduğunda sadece yol gösterici olun asla çözüm yolunu göstermeyin.

7-Sorulara cevap verin.
Çocuklar bitmek bilmeyen bir soru hazinesine sahiptirler. Sürekli soru üretirler. İşte bu
soruların cevap bulması da çocuğunuzun öğrenmeye karsı ilgisini artıracaktır.

Çocuğunuzu tanıyabilmek için ise öncelikle ona zaman ayırmanız gerekir. Çocuğu tanımanın en iyi yolu ise onunla sohbet etmektir. Çok yoğun anne babalar olabilirsiniz, önemli olan çocuğa ayrılan zamanın uzunluğu değil o zaman dilimini ne kadar verimli geçirdiğinizdir. Başarısı düşük olan çocuklarının çoğu özellikle “babalarının” kendilerine zaman ayıramadıklarını söylemektedir

Okuldan eve geldikten sonraki zaman dilimi çocuk için anne babasının kendisini dinlemesine ihtiyaç duyduğu bir süredir. Komik olaylar, tartışmalar, başarıları, yapamadıkları gibi yaşantıları dinlemeye zaman ayırmak hem çocuğunuzla ilgilendiğiniz duygusunu verir hem de okulda neler olup bittiğini anlamanızı sağlar.

Son olarak; Her ne kadar siz çocuğunuzun başarısı için bir şeyler yapamaya çalışarak iyi niyetli davransanız da gerisi öğrenciye kalmıştır. Ne siz ne de öğretmeni isteksiz bir öğrenciyi zorla harekete geçiremezsiniz.


Alıntı

SORU SOR

20 Mayıs 2009

MARİFETNAME seğirmeler


Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri anadolumuzda yetişmiş, önde gelen mutasavvıf ve mütefekkirlerinden biridir, Meşhur eseri Marifetname insan ve kainat hakkında önemli bilgiler vermektedir.

MARİFETNÂMEDEN

Başın üst kısmının seğirmesi : İyi bir makam ve mevkiden haber verir.

Başın ön tarafının seğirmesi : İyi bir devlet bulmaya işarettir.

Başın yan tarafının seğirmesi : Sağı ve solu hayırlı eyler.

Alnın seğirmesi : Sağda ise eğlence – Solda ise habere işarettir.

Kaşın seğirmesinden : Sağ ve sol her yer dostlukla dolar.

Kaşın ortası seğirirse : Sağı zevk – solu kederdir.

Dil seğirirse : sağı hüzün – solu coşkunluktur.

Gözün dışı seğirirse : Sağda kötüleme – Solda ziynettir.

Gözbebeğinin seğirmesi : sağ gözde olursa sıkıntı - solda sevinçtir.

Göz kuyruğunun seğirmesinde : sağ göz için sevinç - solda maldır.

Gözün altı seğirirse : Sağdaki iyiliğe – soldaki mevkiye alamettir.

Yanağın seğirmesi : sağda olursa hayır – solda olursa mala işarettir.

Burundaki seğirme : sağ tarafta kahır – sol taraftaki mevkiye alamettir.

Dudağın üst kısmındaki seğirme : Sağda olursa rızık – solda şenliktir.

Dudağın uç kısmının seğirmesi : Sağda zarar – solda esenliktir.

Dudak altının seğirmesi : Sağda ve solda daima güzellik alametidir.

Seğiren çene sağda eğlence – solda güzellik işaretidir.

Kulağın seğirmesi : Sağda ve solda güzel habere işarettir.

Boğazın seğirmesi : sağda mala – solda üzüntüye işarettir.

Arka omuzların seğirmesi : Sağda üzün – solda keder alametidir.

Kol pazularının seğirmesi : Sağda olursa rızık – solda olursa mala çıkar.

Bilek seğirirse : Sağda ve solda iyi habere işarettir.

Kolların seğirmesi : Sağda kötüleme – solda ayıptır.

Elin bilekleri seğirirse : Sağda mala – solda meşakkate delildir.

Elin sırtı seğirirse : Sağdaki üzüntüye soldaki şerefe alamettir.

Avucun seğirmesi her ikisinde de rızık ve mala işarettir.

Başparmak seğirmesi sağda yük – solda üzüntüdür.

Şahadet parmağı titreyip seğirirse : Sağ ve solda yeni sebeplere çıkar.

Ortak parmak seğirirse : Sağda olursa üzüntü – solda olursa neşedir.

Serçe parmak seğirirse : Sağda makam – solda gam işaretidir.

Yüzük parmağının seğirmesi : Sağda mal – solda hayır.

Göğüs seğirmesi : Sağda hüzün – solda sevinç olur.

Meme seğirmesi : Sağda makam – solda sevinç işarettir.

Karnın seğirmesi : Sağda kavuşma – solda neşedir.

Göbek seğirmesi : Sağda üzüntü – solda esenliktir.

Böğür seğirmesi : Sağda mevki – solda rızık alametidir.

Oyluğun seğirmesi : Sağda güzellik - solda oğul işarettir.

Kasık seğirmesi : Sağda olursa cima – solda yolculuktur.

Husyelerin seğirmesi : Sağda çocuk doğumuna – solda kedere işarettir.

Makatın seğirmesi : Sağda mal – solda yola işarettir.

Baldır seğirmesi : Sağda olursa eğlence – solda yolculuk işaretidir.

Diz seğirmesi : Sağda üzüntü – solda sevinç alametidir.

Diz altı seğirmesi : Sağda yola – solda kedere çıkar.

Bacak seğirmesinden : Sağda mal – solda mevki görünür.

Sırtın ortasının seğirmesi : Sağda yol – solda erzak işaretidir.

Karın arkasının seğirmesi : Sağda mal – solda ayrılık alametidir.

Topuğun seğirmesi : Sağda mal – solda yolculuk alametidir.

Ayak arkasının seğirmesi : sağda hüzün – solda esenliğe çıkar.

Elin kemiği seğirmesi : Sağda yolculuk – solda mal demektir.

Avuç seğirirse : Sağda yola - solda şeref kazanmaya delildir.

Başparmak seğirmesi : Sağda mal – solda murada çıkar.

İkinci parmak seğirmesi : Sağda ve solda iyi habere işarettir.

Ortak parmaklar seğirirse : Sağda ve solda çekişmeye sebep olur.

Yüzük parmağı seğirirse : Sağda çekişme – solda sevinç vardır.

Küçük parmak seğirirse : Sağda ve solda rızık ve mal demektir.


Eğer bir yerin seğirirse bak ve bu söylediklerimizi hatırla ve şüpheye düşmeden inan. Bir damar yerinden oynuyorsa onu hareket ettiren mutlaka ALLAHU Teâlâ’dır. Damarın sana vermek istediği işareti anla ve arkasından gelecek olanı bekle.

Erzurumlu
İbrahim HAKKI Hazretleri
(Kuddise sirruh)

masaüstü için motive edici resimler

resimlerin üzerine tıklayarak büyütebilir ve masaüstü arka plan resmi olarak düzenleyebilirsiniz

























YORUM YAZ

19 Mayıs 2009

ALLAH İLE KUL ARASINA GİRMEK NE DEMEK?


Çevremizdeki bazı insanların zaman zaman ‘Bir mürşide bağlanmak gerek, tövbe alıp tasavvuf terbiyesine girmek lazım!..’ diye söze başladıklarında, kendilerine nedense hep aynı karşılık verilir:


“Allah ile kul arasına kimse giremez!..”

Çoğu kimseler bu sözle, tasavvuf yoluna girenlerin Allah ile aralarına Allah’ın razı olmadığı kimseleri koyduğunu, bir mürşide bağlanmakla şirk tehlikesine düştüklerini, kendilerinin ise böyle bir tehlikeden uzak olduklarını anlatmaya çalışırlar.

Acaba işin gerçeği böyle mi?

Bu sözün gerçek manası bilinmezse fitne kaçınılmaz olur; zarar verir. Bu zarar imana dokunur, dini zedeler, din kardeşliğini sarsar, kardeşlik ruhunu öldürür.

Allah ile kul arasına kimse giremez sözü, niyete göre farklı sonuçlar doğurur.

Eğer bu söz:
“Ben Allah’a kullukta önümde kimseyi istemem, peygamber, kitap, alim, mürşit tanımam, istediğim gibi kulluk yaparım, keyfimce ibadet ederim.”
Anlamında söyleniyorsa insanı dinden çıkarır. Daha doğrusu böyle düşünen kimse küfür, isyan ve gaflet içinde kalmış demektir.

Eğer bu söz:
“Ben Allah’a giden yolda Allah’ın peygamberi ve kitabı ile yetinirim, onlar ne diyorsa onu yaparım, başka kimseyi kabul etmem, alimlere bakmam, velilere bağlanmam, mezhepler beni ilgilendirmez, dini kendi anladığım gibi yaşarım”
Anlamında söylenmişse, söyleyen sorumludur. Bu kişi inanç esaslarını zorlamış, kendini tehlikeli bir sona doğru sürüklüyor demektir. Çünkü arada alimler olmadan kendi başına dinin öğrenilmesi, anlaşılması ve yaşanması nasıl mümkün olacak!?

Oysa Kur’an ve Sünnet, hak yolda birlik (cemaat) olmayı, bu beraberliğin başındaki imama itaat etmeyi, topluca Allah’ın ipine sarılmayı, hep birlikte tövbe etmeyi, bilmediklerimizi âlimlere sormayı, takva ve iyilikte yardımlaşmayı, bunun için Allah’ın sadık kulları ile beraber olmayı açıkça emretmektedir.

Dinin hükmü bu iken, bir mümin hangi delil ve mantıkla, ‘Bana bunlar gerekmez’ diyebilir? Dese bile bunun Allah katında ne kıymeti olabilir? Eğer bu söz:

“Allah benim her hâlimi görüyor, biliyor, sözümü işitiyor, niyazımı dinliyor. Ben namazda, secdede, zikirde, duada ve tövbede kalbimi Rabbime bağlıyorum. Onun için gönlüme kimseyi koyamam, kimseden bir şey bekleyemem. Benim korkum, sevgim, niyetim, hedefim sadece Allah’tır.”

Anlamında söyleniyorsa ne güzel. İşin doğrusu da budur, böyle olması lazımdır.

Zaten bütün peygamberler kalbi dünyadan çekip bu şekilde Allah’a bağlamak için gelmişlerdir. Onlara vâris olan alimlerin ve kamil mürşitlerin işi de budur. Buna Allah adamı olmak denir.

Ama ne var ki, kalbin bütün varlıklardan çekilip sadece Yüce Allah’a bağlanması kolayca elde edilecek bir nimet değildir. Bu tam bir hürriyet hâlidir. Arifler o hâli elde etmek için nefisleri ile bir ömür mücadele vermekte ve Allah ile aralarına giren engelleri yok etmek için mücadele etmektedirler.

Şu halde Allah ile aramızdaki engeller nedir?

Allah’a gitmek, Allah’a kavuşmak deyince ne anlaşılmalıdır?

Bizi ilgilendiren konu budur.

Allah’a gitmek gönül ile olur. Allah’a ulaşmak bir hâldir, sevgidir, aşktır. Bu kavuşma dışa doğru değil, içe doğrudur. Kalıp ile değil kalp iledir.

Kalpleriyle manevi engelleri geçenler, nefislerini aşanlar Yüce Mevla’yı bulurlar. Allahu Teala’nın insana şah damarından daha yakın olduğunu anlarlar. Bu buluşma O’nun razı olduğu amelleri yaparak gerçekleşir.

Bu iş insanın nefsi ve keyfine göre değil, Yüce Allah’ın çizdiği sınırlara göre olur. Bu sınırlara din denir.

Bizi Yüce Allah’a götürecek tek din İslam’dır. İslam, Kur’an ve Sünnetin çizdiği yoldur. Kur’an, Yüce Rabbine kavuşmak isteyenlere yolu şöyle tarif eder:

“Kim Rabbine kavuşmak istiyorsa salih amel yapsın ve Rabbine ibadetinde hiç kimseyi ortak etmesin.”

Demek ki Yüce Allah’a gitmek için iman, ihlas ve salih amel lazımdır. Allah’a giden yola uyanık kalple varılır, sevgi ile engeller aşılır, ihlasla hedef bulunur. Bu yolun başı ve sonu edepten ibarettir.

Bu yolun en büyük engeli nefis, en azılı düşmanı şeytan, en sarp yokuşu dünyadır. Nefis edeple süslenmeden, şeytan sindirilmeden, dünya sevgisi kalpten silinmeden Yüce Allah’a gidilemez.

Buna manevi terbiye ve arınma denir. Kendisini aşamayan insan, varlığın sahibine ulaşamaz. Bir arif şöyle diyor:

Allah’a giden yol iki adımdır:

Birinci adımda nefsine bas...

İkinci adımda Rabbine kavuşursun.


KAYNAKLARIYLA TASAVVUF
DR. DİLAVER SELVİ
SEMERKAND DERGİSİ



alıntı
menzil.net

YORUM YAZ

ÖFKEMİZİ NASIL KONTROL ALTINA ALABİLİRİZ?


öfkemizi kontrol altına almalıyız,
bu her insan için mümkündür, yeterki inansın...


Öfkemize Yenilmemek

Öfke Nedir?

“Öfkeyle kalkan zararla oturur”, “Keskin sirke küpüne zarardır” gibi atasözlerimiz “barut gibi”, “saman alevi gibi parlar” “kafasının tası attı”, deyimlerimiz öfkeyi hepimizin tanıdığının ve her dönemde var olduğunun bir kanıtıdır.

Öfke, insanın mutluluk, üzüntü, korku ve nefret gibi temel duygularından birisidir. Bireyin planları, istek ve ihtiyaçları engellendiğinde, haksızlık, adaletsizlik ve kendi benliğine yönelik bir tehdit algıladığında yaşanabilmektedir.

Arkadaşınıza, annenize, kardeşinize, sokaktaki adama, öğretmeninize ya da amiriniz gibi belli bir insana öfkelenebileceğiniz gibi; uzayan kuyruklar, trafik sıkışıklığı, planlanan bir işin bozulması gibi bir olaya da öfkelenebilirsiniz.

Öfke uygun ifade edildiğinde, son derece sağlıklı ve doğal bir duygudur. Ancak kontrol edilemez olup yıkıcı hale dönüşürse okul ve iş hayatında, kişisel ilişkilerde ve genel yaşam kalitesinde sorunlara yol açabilir.

Öfke ve saldırganlık, çoğu zaman birbiriyle ilişkili olarak ele alınmakta ve birbiriyle bağlantılı olarak değerlendirilmektedir. Saldırganlık bir davranıştır; öfke bir duygudur. Öfke bazen saldırganlığa yol açar, fakat çoğu zaman saldırgan davranışın başlatıcısı değildir.

Ne Zaman Öfkeleniriz?
* Kişiliğimize saldırıya geçildiğini düşündüğümüz zaman,
* Kışkırtıldığımız zaman,
* Hayal kırıklığına uğradığımız zaman,
* Stres altında olduğumuz zaman,
* Haksızlığa uğradığımızı düşündüğümüz zaman,
* Kendimizi ifade edemediğimiz zaman, öfkeleniriz.

İnsanların Öfke İfadeleri Neden Farklıdır?
Genetik ya da fizyolojik nedenler; bazı insanların doğuştan sinirli, alıngan ve kolayca kızabilen yapıda olduklarına dair görüşler bulunmaktadır.

Sosyo-kültürel nedenler; öfkenin bastırılması gereken olumsuz bir duygu olduğunu öğrenerek büyürüz çevremizdeki yetişkinlerin öfkelendiklerinde sergiledikleri davranışları model alabiliriz.

Öfkeyle Başa Çıkma
Öfkeyle başa çıkma, öfkenin bastırılmasını ve saklanmasını değil, tanınmasını gerektirir. Bireyler ancak öfkelerini tanıdıklarında, öfkesinin zararlarından kurtulabilirler ve onu kendileri için yapıcı bir şekilde ifade edebilirler.

Öfke duygularıyla başa çıkmak için bilinçli ya da bilinçsiz bazı yollar kullanılmaktadır. Bunlar kısaca; İfade etme, bastırma ve sakinleştirmedir.

Öfkeyi Sözel Olarak İfade Etmek
Öfkeyi saldırganlıkla değil de sözel olarak ifade etmek, bunlar içinde en sağlıklı yoldur. Bunu yapabilmek için, bireyin istediklerinin ne olduğunun farkına varması, bunları açık ve karşısındakini incitmeyecek bir şekilde aktarabilmesi gerekmektedir.

İkinci yol, öfkeyi bastırmaktır.
Kızgınlığınızı içinizde tutup, onu düşünmemeye çalışıyor ve dikkatinizi daha olumlu bir şeylere yönlendiriyorsanız, bu yolu kullanıyorsunuz demektir.

Bu bazen işe yarasa da sürekli olarak bu yolu kullanmak, çok sağlıklı olmayabilir. Eğer kızgınlık doğru bir biçimde ifade edilemezse, bir süre sonra bu duygu kişinin kendisine döner ve yüksek tansiyon, psikosomatik rahatsızlıklar (ülserler, alerjiler vb.) ya da depresyon gibi sorunlara yol açabilir.

Öfke yaşadığınızda kendinizi sakinleştirmeye çalışmak, üçüncü seçeneğinizdir. Nefes alıp verişlerinizi, kalp atış hızınızı kontrol ederek, kendinizi fizyolojik olarak sakinleştirip, içinizdeki öfke duygusunu hafifletebilirsiniz.

Öfkenin Yönetimi
Öfke yönetimi tekniklerinin amacı, kızgınlığın ve öfkenin yol açtığı duygusal ve bedensel tepkileri azaltabilmektir. Siz de kızgınlığa yol açan insanları, olayları yok edemezsiniz; onlardan kaçınamazsınız; onları değiştiremezsiniz. Yapabileceğiniz tek şey bu insanlar ya da olaylar karşısında gösterdiğiniz içsel ve dışsal tepkilerinizi kontrol edebilmek, onları yapıcı bir şekilde yönetebilmektir. Eğer kimi zaman kontrolü kaybettiğiniz oluyorsa ya da kaybedeceğinizden korkuyorsanız, bir psikologdan yardım isteyebilirsiniz.

Öfkemizi boşaltmak iyi midir?
Psikologlar artık bunun çok yanlış ve tehlikeli bir inanç olduğunu göstermişlerdir. Araştırmalar, kızgınlık duygusunun “boşaltılması”nın kızgınlık, öfke ve saldırganlığı daha çok arttırdığını ve sorunu çözmek için hiç bir yararı olmadığını göstermektedir. Onun için en iyisi, öfkenizi neyin başlattığını bulmak ve kendinizi öfkeyle kaybetmeden, bu nedenlerle başa çıkabilme yollarını öğrenmektir. Örneğin, asıl kaygı duyduğunuz şey, kendinizi güvencede hissetmeme iken, bambaşka bir şeye bağırıp çağırabilirsiniz.

Hangi Yöntemler Öfkenizin Taşmasını Önler?

Gevşeme:
Derin nefes alın, sakinleştirici durum ve manzaraları zihnimizde hayal ederek canlandırmaya çalışın. Bu sakinleşmemize yardımcı olur.

Deneyebileceğiniz bazı basit yöntemler şunlardır:
Karnınızı dolduracak şekilde derin nefesler alın; göğsünüzün üst kısmıyla nefes almanız sizi rahatlatmaz. Nefes alıp verdiğinizde göğsünüz değil, karnınız şişmelidir.

Derin nefeslerinizi alırken, kendi kendinize tekrar “Gevşe!” ya da “Sakin ol!” diyerek telkinde bulunun.

Hayal ederek sizi gevşetecek bir yer ya da ortamı düşünün ve gözünüzün önüne getirmeye çalışın. Geçmişte çok sakin olduğunuz bir yeri hatırlayın.
Bu teknikleri her gün pratik yaparak ezberlerseniz, daha sonra karşılaşacağınız gergin ortamlarda otomatik olarak uygulayabilirsiniz.

Düşünceleri Değiştirme;
Öfkeli insanlar düşüncelerini küfrederek, bağırıp çağırarak ifade etme eğilimindedirler. Kızgın olduğumuz zaman genellikle, olayları istemeden abartılı ve çarpıtılmış olarak algılarız. Bu tür düşünce biçimlerinizi fark edin ve yerine daha mantıklı olanları yerleştirin.
Örneğin kendi kendinize, “Eyvah, her şey mahvoldu!” gibi bir şeyler söylemek yerine, “Dünyanın sonu değil ve buna şimdi öfkeleniyor olmam bu olayı olmamış hale getirmeyecek.” diyebilirsiniz. Her iki düşünceyi de zihninizden geçirerek deneyin. Öfkenizin hangi düşünceyle arttığını ya da azaldığını görün.

Farkında olmadan çok sık kullandığımız ve bizi kızgınlık duygularına hazırlayan, “asla” ya da “her zaman” gibi sözcükleri zihninizde yakalamaya çalışın. “Hiç bir şey asla düzelmeyecek ” ya da “Her zaman haksızlığa uğrayan ben olurum.” gibi cümleler oldukça hatalıdır.

Öfke duygunuzda haklı olduğunuzu düşünmenize de yol açar. Durumla ilgili yargıyı koyduğunuz için problemin çözümüne de katkıda bulunmaz. Mantık öfkeyi yener, çünkü öfke haklı bir nedene bağlı olsa da, çok çabuk mantık sınırlarını aşabilir. Bu yüzden öfkelendiğinizi hissettiğinizde mantığınıza sığının. Kendinize “Tüm dünyanın size kazık atmaya çalışmadığını” hatırlatın. Sadece, yaşamın iniş ve çıkışlarından bazılarını yaşadığınızı düşünün. Öfkenizin kontrolden çıkmaya başladığı her zaman, bu yönteme başvurun. Bu daha dengeli bir bakış açısını yakalamanıza yardımcı olacaktır.

Öfkeli insanlar her şeyi talepkar bir şekilde isterler, diğer deyişle kendilerine hak görürler. Bu durum, adalet için de böyledir, takdir, kabul, onay, vb. için de böyle. Herkesin bu değerlere ihtiyacı vardır. Elde edemeyince hepimiz üzülür, incinir, hayal kırıklığına uğrarız. Ama kızgın ve öfkeli insanlar, bunları talep ederler. Talepleri karşılanmayınca, hayal kırıklıkları engellenme duygusuna, o da öfkeye döner. Bu insanlar, düşünceleri üzerinde çalışıp onları yeniden yapılandırırken, bu talepkar özelliklerinin farkına varmalı ve beklentilerini arzulara dönüştürmelidirler. Diğer deyişle, istediği herhangi bir şey için, “bana verilmeli” ya da “benim olmalı” demek yerine, “bana verilmesini isterdim” diye düşünmenin daha sağlıklı olduğunu görmelidirler.

Problemi çözme
Bazen öfke duygularımız yaşamımızdaki gerçek ve kaçınılmaz sorunlardan kaynaklanıyor olabilir. Kızgınlık duyguları böyle zamanlarda bu zorluklar karşısında yaşanan doğal ve sağlıklı duygulardır. Böyle durumlardaki en yararlı tutum; önce durumu değiştirip değiştiremeyeceğimizi araştırmaktır. Değiştirebileceğimiz bir şeyse çözüm yolları araştırılabilir. Değiştirilemeyecek bir durumsa, çözüm için uğraşmak yerine, yapılacak en iyi şey sorunla yüzleşmektir.

Elinizden gelenin en iyisini yapmaya çalışın ama yanıtları hemen bulamıyor, sonuca hemen ulaşamıyorsanız, kendinizi cezalandırmayın.

Daha iyi iletişim
Öfkeli insanlar genellikle düşünmeden yargılama ve bu yargıları yönünde davranma eğilimindedirler. Bu yargılar da bazen çok gerçek dışı olabilmektedir. Eğer çok elektrikli bir tartışma içine girdiyseniz, ilk yapacağınız şey; Yavaşlayıp gösterdiğiniz tepkileri gözlemek olmalıdır. Aklınıza gelen ilk şeyi söylemeyin, yavaşlayın ve asıl söylemek istediğinizi düşünün. Aynı anda karşınızdakinin de söylediklerini duymaya ve anlamaya çalışın. Hemen cevap vermeyin. Öfkenizin altında ne yattığını da anlamaya çalışın.

İnsanın eleştirildiği zaman savunmaya geçmesi doğaldır, ama siz de saldırıya geçip savaşmayın. Onun yerine söylenenlerin altında yatanı bulmaya, asıl söylenmek isteneni dinlemeye çalışın. Ya da belki o ortamdan biraz uzaklaşıp rahatlamak isteyebilirsiniz. Ama kendinizin ya da karşınızdakinin öfkesinin kontrolden çıkmasına izin vermeyin. Sükûnetinizi korumanız, durumun raydan çıkıp bir felakete dönüşmesini engelleyecektir.

Öfkesi çok yoğun olan kişinin davranışlarının altındaki temel mesaj, “Her şey benim istediğim gibi olmalı!”şeklindedir. Öfkeli insanlar kendilerinin ahlaken haklı ve doğru olduklarına inanırlar. Planlarını değiştirmelerine ya da engellenmelerine yol açan her türlü olay/durum, onlar için dayanılmaz bir aşağılanma gibi algılanır. Kendilerinin bu şekilde sıkıntı yaşamamaları gerektiğini düşünürler. Belki başka insanlar sıkıntı çekebilirler ama onlar değil!

Çevrenizi değiştirmek
Bazen, sinirlenip öfkelenmemize yol açan “şeylerin” yakın çevremizde olduğunu fark ederiz. Sorunlar ve sorumluluklar üzerinize öylesine yıkılır ki düştüğünüz tuzağa ve o tuzağı temsil eden insanlara karşı öfke ile kavrulursunuz. Biraz ara verin. Gün içinde özellikle stresli olacağını bildiğiniz saatlerde, sadece kendiniz için kullanacağınız bir zaman ayırın. Örneğin çalışan bir anne, eve geldiğinde kendisine ayıracağı bir 15 dakikalık süre olursa, çocuklarının isteklerine, parlamadan daha iyi yanıt verebilir.

Kendinizi rahatlatabilmek için birkaç ipucu daha
Zamanlama: Eğer bir kişiyle belli konuları belli saatlerde konuşuyorsanız ve bu konuşmalar da hep tartışma ile sonuçlanıyorsa, bu tür konuları konuşma saatinizi değiştirin. Belki yorgun, dikkatsiz oluyorsunuzdur ya da bu sadece bir alışkanlık haline gelmiştir.

Kaçınma: Eğer çocuğunuzun odasındaki dağınıklık odanın önünden her geçişte “kafanızın tasını attırıyorsa”, kapıyı kapatın. Sizi öfkelendiren şeylere bakmaktan kendinizi alıkoyun. “Ama öfkelenmemem için çocuğumun odasını temiz tutması gerekir.” demeyin. Konu şu anda bu değil. Konu kendinizi olabildiğince sakin tutabilmektir.

Alternatifler bulun: Bazı olaylar sizi öfke duyguları içinde bırakıyorsa, bunu çözmeyi bir iş edinin ve uygun yollar araştırın. Danışmanlığa ihtiyaç duyuyor musunuz?

Eğer öfkenizin, kontrolünüz dışına çıktığını düşünüyorsanız, ev ve iş hayatınızın önemli boyutları bu duygudan etkileniyorsa, bir psikologun danışmanlığına başvurabilirsiniz.

Unutmayın, öfkeyi yok edemezsiniz, tüm çabalarınıza rağmen sizi öfkelendirecek olaylar olacaktır.

Yaşam her zaman için engellerle, acılarla, kayıplarla ve diğer insanların onlardan beklemediğiniz davranışlarıyla dolu olacaktır. Bunu değiştiremezsiniz. Ama bu olayların sizi etkileme biçimini değiştirebilirsiniz. Kızgınlık ve öfke tepkilerinizi kontrol ederek, uzun vadede onların sizi daha mutsuz kılmasını önleyebilirsiniz.

Alıntı
Not: Bu yazıda Türk Psikologlar Derneği yayınlarından yararlanılmıştır.
Uzm. Psk. Nurgül Yılmaz

YORUM YAZ

>>>

>>>

*

!!! BU BLOGDA KPSS'YLE ALAKALI SORULARA YANIT VERİLMEMEKTEDİR.
YAPILAN ÖNERİ VE DEĞERLENDİRMELER İLGİLİ SINAV KILAVUZLARI KAPSAMINDA YAPILMAKTADIR. ESAS OLAN İLGİLİ KILAVUZDA YAZILI OLANLARDIR.